Selanik♥

Ana Sayfa
Anketler
Ziyaretçi defteri
Galeri
Selanik Göçleri
Selanik'in Tarihi
Osmanlı'da Selanik
Atatürk'ün Selanikteki Evi
Atatürk Ve Muhacir
19. yüzyılda Selanik'teki müslüman mahalleleri
Selanik Askeri Rüştiyesi
Selanik Müziği
Selanik Doğumlular
Türkiye Cumhuriyeti
Türk Takvimleri
Türk Alfabesi1
Türk Dili Sözlükleri
Türk Ülkelerinin Milli Marşları
3 Mayıs
Türkçülük Günü
İletişim
 
TÜRKÇÜLÜK GÜNÜ

3 MAYIS TüRKÇüLER GüNü

3 Mayıs 1944 Tarihli Gösteriler ve Dava
Kenan Öner 1944 Davası ile ilgili şunları şöyler : "Bu davanın temeli N. 
Atsız'ın zamane başvekiline hitaben Orhun mecmuasında yazdığı açık mektupla 
,1944 senesi Nisan'ında atılmış ve bundan doğan infial ile icat edilen ırkçılık 
ve Turancılık davasında memleketin havasını ifsat eden işkencelerle çatısı 
örtülmüş bulunmaktadır" . Bu davanın başlamasında H. Ali Yücel'in 1934 tarihli 
"Türk Edebiyatına Toplu Bir Bakış" kitabının Atsız tarafından eleştirilmesinin 
intikamını almak istemesi de etkilidir . 
Tarihte 3 Mayıs olayları adıyla anılan olaylar Nihal Atsız'ın, hakkında açılan 
dava için Ankara'ya geldiği sırada başlamıştır. Bu tarihte gençlik komünizm 
aleyhine bir gösteri düzenler ve beraberinde N. Atsız'a sevgilerini belirtirler. 
Mahkeme salonuna giremeyen gençler Ulus Meydanı'na doğru yürüyüşe geçmişler 
burada milli marşlar söylenmiş ve komünizm aleyhine sloganlar atmışlardır . 
Kafile Ulus Meydanı'ndan sonra Başbakan Şükrü Saraçoğlu ile görüşmek istemişse 
de bunda başarılı olamamış, miliyetçi gençlerin gösterileri hükümet tarafından 
şiddetle önlenmiştir. Bu gösterilerde tutuklanan üniversiteli gençlerin sayısı 
165 olarak tespit edilmiştir .Ancak gençliğin bu masum hareketi devrin milli 
şefine bir ihtilal olarak intikal ettirilir. H. Ali Yücel, Nevzat Tandoğan ve F. 
Rıfkı Atay üçlüsünün gayretleriyle ırkçılık ve Turancılık adı verilen 
milliyetçilik düşmanı dava ortaya çıkarılmıştır. 
Bu gösteriye kadar Türkiye'de yapılan bütün nümayişlerde hep hükümet parmağı 
bulunmuştu. Turancılık davasının mağdurlarından Alparslar Türkeş'in konuyla 
ilgili tespiti şu şekildedir; "Bunlar milli şef ve onun gözde Milli Eğitim 
Bakanına nasıl gösteri yapabiliyorlardı ? O zamana kadar milli şefin müsaade 
etmediği hiçbir gösteri yapılmazdı. Demokrasi....Hürriyet...Eşitlik...Gençlik... 
bütün bunlar Türkiye'nin 1944 iktidarında hep parad palavralardır. Halkın 
alkışları, gençlikten çıkacak "yaşa" naraları kayıtsız şartsız İnönü'nün 
tekelinde kalmalıdır . Esasında 3 Mayıs olayları, II. Dünya Savaşı'nın seyri ile 
alakalıdır ve dönemin hükümetinin Almanlara karşı üstünlük kuran Ruslara 
Türkçüleri feda ederek bir siyasi rüşvet vermesi olayıdır. 
Türkiye Ruslara karşı ,yalnızlık içinde karşı koymaya çalışmaktadır. 3 Mayıs 
1944 duruşması o sırada tam aranılan fırsat olarak değerlendirilir. Türkçüler 
üzerinde şiddet uygulanarak Ruslar bir şekilde memnun edilmeye çalışılır . 
3 Mayıs'ta bir araya gelen ve gösteriler yapan gençler birer birer tespit edilip 
toplanır ve tutuklanır. Milli şefin şahsi emriyle saldıranlara zerre kadar 
merhamet tanımamışlardır. Milliyetçi gençler kıyasıya dövülür. N Atsız'da aynı 
gün duruşmadan çıktıktan sonra polis tarafından gözaltına alınır. Alparslan 
Türkeş anılarında bu olayları şu şekilde anlatmaktadır; " 3 Mayıs 1944 günü 
heyecanla sokağa fırlayan gençler kıyasıya dövüldüler. Kafaları yarıldı, gözleri 
patlatıldı. Bazılarının kolları, kaburgaları kırıldı" .
19 Mayıs 1944 Nutku ve Sonrası
Gösterilerin ardından tutuklanan onlarca gencin ailesi yaklaşan 19 Mayıs Gençlik 
ve Spor Bayramı'ndan umutludur. Gençlik Bayramı'nda bir yığın masum gencin, 
bayramı zindanlarda geçirmesine milli şefin gönlü razı olmayacağını sananlar 
çoktur. Öyle umulur ki İnönü, 19 Mayıs'ın neşesini bozmak istemeyerek ve bir 
emirle zindanların kapılarını açtıracak ,manasız bir sebeple tutuklanmış aydın 
gençleri hürriyete iade edecektir. 
Milli Şef, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, gençleri ve ailelerini sevindirmek şöyle 
dursun, bilakis Ankara Stadyumu'nda, 19 Mayıs günü Gençlik ve Spor Bayramı 
nutkunda Irkçılık ve Turancılık iddiaları hakkındaki görüşünü bütün açıklığı ile 
ortaya koyarak, milliyetçileri hayal kırıklığına uğratan bir konuşma yapar. 
Milli şef, henüz tahkikat safhasında bulunan olay ile Türkçüler ve milliyetçiler 
aleyhine çok ağır ithamlarda bulunur . Bu konuşmanın tam metni şu şekildedir;
19 Mayıs Nutku
"Türk milliyetçisiyiz, fakat memleketimizde ırkçılık prensibinin düşmanıyız. 
Memleketimizde politika garezleri için uydurulan ırkçılık önderlerinin çok 
acıklı faciaları hatıralarımızda canlıdır. l9l2 senelerinde Rumeli'de tutunmak 
için tırnaklarıyla kayalara yapışarak son gayretlerini sarf eden Türk erlerine 
Arnavut Priştineli Hasan ve Derviş Hima ile beraber arkadan hücum 
tertipleyenlerin Türk ırkçı politikacısı olduğu, Büyük Millet Meclisinde ispat 
olunmuştur. "Politika icabı" diye tefsir etmekten en ufak bir güçlük çekmeyen bu 
adamlar, sözlerine inanıp daha büyük bir felakete uğradığımız zaman gene 
"Politika İcabıdır" diyerek yeni bir fesat prensibi yaratmakta geri 
kalmayacaklardır. 
Köy Enstitülerinde, her çeşit okullarımızda, müesseselerimizde, ordumuzda 
müşterek vatanın ülkülerini Türk çocuklarına, eşit adalet ve şefkat hisleriyle 
vermeye çalışıyoruz. Onları büyük cumhuriyet potasında kaynatıp meydana Türk 
vatanseveri çıkarmaya uğraşıyoruz. Vatandaşlarım emin olabilirler ki 
muvaffakiyetlerimiz esaslıdır ve gelecek zamanda daha göz alıcı olacaktır. 
Türk milliyetçiliği içinde vatan çocuklarının temiz ülkülü ve vatan fikirli 
olarak birbirine dayanan sağlam bir millet olması, erişilmez ve yanlış bir hayal 
değildir. Bunun doğru bir fikir ve erişilir bir hedef olduğunu,elle tutulur ve 
gözle görülür neticeleriyle tamamıyla alıyoruz. Şimdi insaf ediniz. Türk 
vatandaşı yetiştirmek için bütün iyi şartlan özünde toplamış olan bu feyizli 
yolu bırakır da ,ırkçıların milleti bin bir parçaya ayıracak fesatlı ve nifaklı 
zehirlerine cemiyeti kaptırır mıyız? 
Turancılık fikri, yine son zamanların zararlı ve hastalıklı gösterisidir. Bu 
bakımdan cumhuriyeti iyi anlamak lazımdır. Milli kurtuluş sona erdiği gün,yalnız 
Sovyetlerle dostluk ve bütün komşularımız eski düşmanlıklarının bütün 
hatıralarını canlı olarak zihinlerinde tutuyorlardı. Herkesin kafasında, biraz 
derman bulursak sergüzeşti, saldırıcı bir siyasete kendimizi kaptıracağımız 
fikri yaşıyordu. 
Cumhuriyet kuvvetli bir medeniyet yaşayışının şartlarından bir esaslısını, 
milletler ailesi içinde bir emniyet havasının mevcut olmasında görmüştür. 
İmparatorluktan son zamanlarda ayrılmış olan komşularıyla da iyi ve samimi 
komşuluk şartlarının temin edilmiş olmasını, milletin saadeti için lüzumlu 
saymıştır. 
Görülüyor ki, milli politikamız memleket dışında sergüzeşt aramak zihniyetinden 
tamamen uzaktır. Asıl mühim olan da bunun bir zaruret politikası değil, bir 
anlayış ve bir inanış politikası olmasıdır. Ancak bu inanışa vardıktan sonradır 
ki, etrafımızda bulunan milletleri daha yakından tanımak imkanlarını bulduk. 
Nereden zarar gelir ve nereden zarar gelmez, bunu ayırt etmek için 
zihinlerimizde ayarlı ölçüler hasıl oldu. İçerde milletin hayrı ve saadeti için 
çalışma ve dışarıya karşı milletin emniyet ve müdafaası için lazım olan 
tedbirler,salim ölçülerle gözümüzün önünde belirdi. Ve nihayet asırlar ve 
asırlar süren köklü düşmanlıklar yerine, yirmi sene gibi kısa bir müddette 
hürmet ve itimat duygularının uyanmasına imkan verdi. 
Turancılar, Türk milletini bütün komşularıyla onulmaz bir surette derhal düşman 
yapmak için birebir tılsımı bulmuşlardır. Bu kadar şuursuz ve vicdansız 
fesatçıların tezvirlerine Türk milletinin mukadderatını kaptırmamak için elbette 
Cumhuriyetin, bütün tedbirlerini kullanacağız. Fesatçılar, genç çocukları ve saf 
vatandaşları aldatan fikirlerini millet karşısında açıktan açığa münakaşa 
edemeyeceğimizi sanmışlardır. Aldanmışlardır ve daha çok aldanacaklardır. 
Şimdi vatandaşlarımdan iki suale zihinlerinde cevap bulmalarını isteyeceğim : 
Irkçılar ve Turancılar gizli tertipler ve teşkillere başvurmuşlardır. Niçin ? 
Kandaşları arasında gizli fesat tertipleriyle fikirleri memlekette yürür mü ? 
Hele doğudan, batıdan ülkeler gizli Turan cemiyetiyle zapt olunur mu ? Bunlar o 
şeylerdir ki, ancak devletin kanunları ve esas teşkilatı ayak altına alındıktan 
sonra başlanabilir. Şu halde yaldızlı fikirler perdesi altında doğrudan doğruya 
Cumhuriyet'in, Büyük Millet Meclisinin mevcudiyeti aleyhinde teşebbüsler 
karşısındayız. Tertipçiler, on yaşında çocuklarımızdan bize kadar derece derece, 
perde perde hepimizi aldatmak iddiasındadırlar. 
Vatandaşlarıma ikinci sualimi soruyorum : Dünya olaylarının bugünkü durumunda 
Türkiye'nin ırkçı ve Turancı olması lazım geldiğini iddia edenler, hangi millete 
faydalı, kimlerin maksadına yararlıdırlar ? Türk milletine yalnız bela ve 
felaket getirecek olan bu fikirleri yürütmek isteyenlerin Türk milletine hiçbir 
hizmetleri olamayacağı muhakkaktır. Bu hareketlerden yalnız yabancılar 
faydalanabilirler. Fesatçılar, yabancılara bilerek mi hizmet ediyorlar? 
Yabancılar, fesatçıları idare edecek kadar yakından münasebette midirler? 
Bunları hüküm olarak kestirmek bugün mümkün değildir. Ama yabancıya hizmet kasti 
ve yabancının ilişiği hiçbir zaman meydana çıkmasa dahi hareketlerin, Türk 
milletine, Türk vatanına zararlı olması ve bunlardan yalnız yabancıların 
faydalanmış olması söz götürmez bir hakikattir.Vatandaşlarım! Emin olabilirsiniz 
ki vatanımızı bu yeni fesatlara karşı da kudretle müdafaa edeceğiz....
19 Mayıs Nutku Alman cephesinde hızla ilerleyen Ruslara karşı bir söz rüşveti 
olarak nitelendirilmiştir. Bu meşhur nutuktan sonra her meslekten ve her sahadan 
kimseler, yıldırıcı, ezici ceberrutlukla sanki Türkiye'nin her yeri sıkıyönetim 
bölgesiymiş gibi , rasgele emrivakilerle, ceket gömlek İstanbul'a sıkıyönetim 
komutanlığı emrine teslim edilmiştir . Özellikle 47 kişi hakkında rapor 
hazırlanır. 3 Mayıs dava dosyasının başında yer alan bu kişiler 1 numaralı 
Sıkıyönetim mahkemesine gönderilir. Aslında bu kişilerin hiçbir zaman kafatası 
ölçtüğü, kaç göbek soy sop aradığı görülmemiştir. 
İsmet İnönü'nün nutkundan sonra tutuklanan insanların suçlandığı temel 
fikirleri şunlardır ;

TBMM tayin suretiyle doldurulmuştur, hür seçim yoktur. 
Cumhuriyet lafta kalmıştır, idare şekli diktatörlüktür. 
*CHP istismar ve istibdatla memleketi idare etmektedir. Halk sefalet içindedir.
Suiistimal, sefahat, israf, rüşvet, soygunculuk gittikçe gelişmektedir. 
Milliyetçilik ve Türkçülük hareketlerine tamamen muhalif bir yola sapılmıştır.
Türkiye'de İslam düşmanlığı ilerlemiştir. 
Türk milletinin istikbali tehlikeye düşmek üzeredir . 
Görüldüğü gibi aslında bunlar çok partili hayatın hakim olduğu dönemlerde tabii 
görülen fikirlerdir. Bu fikirlerin oluşması İnönü devrinin dikta rejimi olup 
olmadığı sorusunu akıllara getirmiş, bu konuyu tartışmaya açmıştır.Bu davada 
Alparslan Türkeş ise "yalnız Türk soyundan gelenler yaşamalıdır" biçimindeki 
sözlerinden dolayı yargılanır.
Basın ve Turancılık Davası
İsmet İnönü'nün 19 Mayıs Nutku'ndan sonra basın ve radyo milli şefin ve 
iktidarının ithamlarına ,sözlerine bin bir delil ve gerekçe bulmak gibi bir 
vazifeden dolayı kendilerini sorumlu hissetmişlerdir. İsmet İnönü'nün 
açıklamalarından sonra Milliyetçilik aleyhine yapılan neşriyat artmış, Orhun 
dergisine abone olanlar, bu dergide bir tek yazıları çıkmış olanlar, Nihal 
Atsız'a sokakta bir defa selam vermiş olanlar dahi basının da etkisiyle 
tutuklanmışlardır.Vatan gazetesi ve Ulus gazetesinde yazan F.Rıfkı Atay'ın 
yazılarını esas alarak 3 Mayıs 1944 gösterisini Romanya'nın başına Milli 
tarihlerinin en büyük felaketini getiren Gardistlere benzetmiş ve bu nümayişe 
katılan gençlerin aslında aldatılmış olduklarını iddia etmiştir . Aynı gazete 
daha sonraki günlerde Turancılık-Türkçülük fikriyle ilgili görüşlerini beyan 
etmeye devam etmiş, kamuoyu oluşturmaya çalışmıştır. Gazete yine F. Rıfkı 
Atay'ın yazısını esas alarak; "Türkiye'yi içinden dağıtıp tahrik etmek için 
gökten bir bela ısmarlansa ırkçılıktan beteri Türkiye'ye inemez. 
İkinci bir bela ısmarlansa İslam ittihatçılığı ham hayalinin yerine Turancılık 
ütopyasını geçirmekten alası bulunamaz tarzındaki ifadelere yer vermiştir. Vakit 
gazetesinin başyazarı Asım Us da Türkçülük fikrini ırkçılık olarak ele almış, bu 
fikrin nifak için üretildiğini ve hatta yabancıların bu fikri ileri sürdüğünü 
iddia etmiştir . Yine aynı başyazar dönemin Türkçülük fikirlerinin Atatürk ile 
bağdaşmadığını, Turancılık fikrinin ise siyasi istiklallerini kaybetmiş olan 
Türkler için manevi bir teselli olabileceğini yazmıştır . Asım Us, 1944 
Davası'nın gençliği uyandıracağını iddia etmiş, milli şefin nutkuna da aynen 
katıldığını belirtmiştir . 
Cumhuriyet gazetesi, Turancılık ile ilgili fikirlerini Nadir Nadi'nin 
kaleminden, milli şefin nutkundan sonra ifade etmiş ve milli şefin nutkunu "Türk 
vicdanının gür sesi" şeklinde yorumlamıştır . 
Ulus Gazetesi ise hükümet yanlısı bir politika takip etmekteydi. Diğer gazeteler 
Ulus gazetesinin güçlü kalemi F. Rıfkı Atay'ın yazılarından devamlı alıntı 
yapmıştır. F. Rıfkı Atay ırkçılığı iç harp, Turancılığı dış harp kabul etmiş ve 
ırkçılığın ve Turancılığın herhangi bir halka ile dışarıya bağlanan tarafını 
cinayet olarak yorumlamıştır . 
Ulus gazetesi Türkçülük fikrine duyduğu tepkiyi Hasan Ali Yücel'in ağzından şu 
şekilde ifade eder : 
"Bunlar, mekteplere kötü bir suyun delik bulup sızması nev'inden sızmışlardır... 
Bunlar okul içine sokulmadığı gibi, memleket içine de sokmamak zorunda olduğumuz 
mahzurlu fikirlerdir . 
Tanin gazetesi ırkçılık, Türkçülük, milliyetçilik fikirlerini aynı potada 
değerlendirerek bu tür fikirleri savunanların aslında gerçek amaçlarının bu 
olmadığını zira din ile ırkçılık fikirlerinin asla yan yana gelmeyeceğini 
başyazarı H. Cahit Yalçın'ın kalemiyle ifade eder . 
Yine Tanin'de H. Cahit Yalçın, Türkçülük fikrinin sadece çalışmakla 
geçerliliğinin olacağını ifade etmiş , bir başka yazısında bu fikrin "Yurtta 
sulh, cihanda sulh" prensibi ile uyuşmadığını iddia etmiştir. Hatta hedef 
gösterircesine Türk gençliğini istismar edenler olarak Nihal Atsız, R Oğuz 
Türkkan, Z. Velidi Togan, Hasan Cansever'in isimlerini açıklamıştır . H Cahid 
Yalçın, daha sonraki yazılarında üslübunu sertleştirerek Turancılık davasında 
Nazilerin rolünün olduğunu ortaya atarak, Turancılığı "halis bir Nazi öksesi" 
olarak yorumlama gafletinde dahi bulunmuştur.
3 Mayıs tarihli gösterilerin ve 19 Mayıs Nutku'nun ardından toplanan 
milliyetçilerin davası, İstanbul 1 numaralı Örfi İdare mahkemesinde görüşülmeye 
başlanmıştır. Davada toplam 23 sanık yargılanmıştır. 

İstanbul Tophane Askeri Hapishane'sinde bulunan asker sanıklar;

Dr. Yüzbaşı Hasan Ferit Cansever 

Dr. üsteğmen Fethi Tevetoğlu 

Piyade üsteğmen Alparslan Türkeş 

Piyade Teğmen Nurullah Barıman 

Topçu Asteğmen Zeki Özgür(Sofuoğlu) 

Ulaştırma Asteğmen Fazıl Hisarcıklı 

Aynı cezaevinde bulunan sivil sanıklar ;

Nihal Atsız Edebiyat Öğretmeni 

Hüseyin Namık Orkun Tarih Öğretmeni 

Nejdet Sancar Edebiyat Öğretmeni 

Saim Bayrak Temyiz Mahkemesi Evrak Memuru 

İsmet Rasin Tümtürk İstanbul Belediyesi Murakıbı 

Cihat Savaşfer Y.Mühendis Mektebi Öğrencisi 

Muzaffer Eriş " " " 

Fehiman Altan " " " 

Yusuf Kadıgil Lise Öğrencisi 

Cebbar Şenel Adana Adliyesi'nde Hakim Adayı 

Sansaryan Han'da bulunan Emniyet Müdürlüğü hücrelerinde bulunan sivil sanıklar ;

Zeki Velidi Togan Türk Tarihi Profesörü 

Orhan Şaik Gökyay Ankara Konservatuarı Direktörü 

Hikmet Tanyu İçişleri Bakanlığında Memur 

Reha Oğuz Türkkan İ.ü. Doktora Öğrencisi 

Hamza Sadi Özbek Aydın Maliye Tahsilat Şefi 

Cemal Oğuz Öcal Gazi Eğitim Enstitüsü Öğrencisi 

Said Bilgiç Ankara Adliyesi'nde Hakim Adayı 

Aynı davadan sanık olarak Mehmet Külahlıoğlu ve Osman Yüksel Serdengeçti de bir 
süre tutuklu kalmışlardır . 

1944 Olayı sanıklarından Alparslan Türkeş, İsmet Paşa'nın 19 Mayıs Nutku'ndan 
birkaç gün sonra görev yeri olan Erdek'te gözaltına alınmıştı. Gözaltına alma 
sırasında bölük odası ve evi aranmış, daha sonra İstanbul Merkez Komutanlığına 
götürülerek 13 Haziran 1944 günü Askeri Tutuk ve Cezaevi'nin hücresine 
kapatılmıştır. Burada beş ay tutuklu kalan Türkeş, rahatsızlığı sebebiyle 
Haydarpaşa Askeri Hastanesi'ne nakledildi ve bir ay süreyle tedavi gördü. Daha 
sonra sıkıyönetim komutanlığının baskısıyla hastaneden alınarak tekrar 
Tophane'daki hücresine konuldu. Hücreye döndükten birkaç gün sonra Emniyet 
Müdürlüğü olarak kullanılan Sansaryan Han'a götürülerek sorugulanmaya başlandı.
Yakın tarihimize "Tabutluklar" adı ile geçen, tavanlarında beş yüzer mumluk 
ampullerin yandığı işkence odalarına kapatıldı. Dönemin Emniyet Müdürü Ahmet 
Demir ve Savcı Kazım Alöç tarafından Nihal Atsız'a yazmış olduğu mektuplar 
yüzünden sorguya çekildi. Hükümeti devirmek amacıyla ihtilal hazırlığı yapmakla 
suçlandı.Suçlamaları kabul etmeyen Türkeş'in sorgulama sırasındaki ifadeleri 
ibret vericidir. Türkeş anılarında konuyu şöyle izah etmektedir; "Biz, 
milliyetçiyiz. Biz bütün Türklerin,dünyada yaşayan Türklerin mutlu olmasını 
istiyoruz, esaretten kurtulmasını istiyoruz. Yani bu fikir, eğer Turancılıksa; 
bu fikri taşıyoruz. Biz komünizme karşıyız. Komünizm ideolojisi, beğenmediğimiz 
bir siyasi ve iktisadi görüştür. Biz milliyetçi yazılar yazmayı, memlekete 
hizmet kabul ettik. Onun için, Orkun dergisine yazı gönderdim. Nihal Atsız 
Bey'le zaman zaman memleket meseleleri üzerine mektuplaştık." Alpaslan Türkeş, 
anılarında kendisine yapılan işkenceler hususunda ise şunları söylemektedir; 
"Acımasızca parmaklarımdan birini yakalayıp, tırnağımı çektiler. Aslında, ben o 
görevlilere acıyordum. Yönetim, bizi faşistlikle suçluyor ama, tüm faşizan 
yöntemleri kendileri kullanıyordu. İçimden bu da geçer yahu, diyordum. 
Memurların gözü bir şey görmüyordu" . 
Turancılık davası, 7 Eylül 1944 günü başladı. Duruşma açıldığında, sıkıyönetim 
komutanlığının son tahkikat kararı, Savcı Kazım Alöç tarafından okundu. Kararın 
başlangıcında yer alan "vatana ihanetleri sabit olanlar..." ibaresi sanıkları 
daha yargılamadan suçlu ilan ediyordu. Esasında bu üslüp, İsmet Paşa'nın 19 
Mayıs Nutku'nun bir taklidinden başka bir şey değildi. Muhakeme sırasında 
Türkçüler kendilerine yapılan işkencelerden bahsetmişler, rasizm'i (ırkçılık) 
raşitizm (çocuk hastalığı) olarak telaffuz eden savcı sanıkların ifadelerini 
mahkeme zabıtlarına geçirtmemiş, itirazları yapanlar ya azarlanmış ya da dışarı 
atılmıştır. Türk ülkesinde, Türk mahkemelerinde, suçları Türkçülük olanları 
cezalandırabilmek için çok değişik oyunlar oynanmıştır. 
İşkence iddialarıyla ilgili olarak Savcı Kazım Alöç'ün şu ifadeleri işkencelerin 
yapıldığını doğrular mahiyettedir : "Biz bunları huzurunuza vatan hainleri, 
caniler ve katiller olarak getirdik. Bunları Pera Palas Oteli'nde yatıracak 
değildik. Onlar müstahak oldukları muameleyi görmüşlerdir. Elbette onlara her 
nevi zulüm yapılmış ve yapılacaktır". 
Muhakeme sırasında Alparslan Türkeş ile Mahkeme başkanı arasında cereyan "Türk 
Birliği" konusundaki tartışma sırasında Türkeş'in geleceğe matuf şu ifade ve 
tespitleri oldukça dikkat çekicidir; " ..mesela, 1917'de olduğu gibi 1965'te 
veya 1990'da da Rusya'da bir ihtilal zuhur edebilir. O zamana kadar Türkiye harb 
endüstrisi bakımından da, ilim ve irfan bakımından da ilerlemiş bulunur ve 
Türkiye'nin de yardımı ile bu birliğe doğru yürünebilir..." 
1 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesinde, 7 Eylül 1944 ile 29 Mart 1945 tarihleri 
arasında 65 oturum devam eden yargılama sonunda milliyetçiler muhtelif hapis ve 
sürgün cezalarına mahküm olmuşlardır . Davada on üç sanık beraat etti. On sanık 
ise on yıla kadar çeşitli hapis cezaları aldılar. 148. maddeye muhalefet ile 
yargılanan Alparslan Türkeş ise 9 ay 10 gün hapse mahküm olmuştur. Verilen bu 
karar temyiz edilmiş ve askeri temyiz mahkemesi bu mahkumiyet kararlarını 
esastan ve usulden bozarak 23 milliyetçinin telgraf ile 26 Ekim 1945 tarihinde 
tahliye edilmelerini sağlamıştır . Bilahare davaya 2 nolu Sıkıyönetim 
Mahkemesi'nde devam edilmiş ve neticede milliyetçilerin hepsi 31 Mart 1947 
tarihinde beraat etmişlerdir.Okunması dört saat süren beraat kararında kanuni, 
fiili ve vicdani unsurların geniş bir şekilde tahlile tabi tutulduğu 
görülmektedir. Kararda, o günlerde komünizm faaliyetlerinin artmaya başlaması, 
Sabahattin Ali'nin Nihal Atsız aleyhine dava açması gibi sebeplerle heyecanlanan 
gençliğin komünistlere karşı duyulan kin ve nefreti izhar etmek istediği 
anlatılıyor "Bu nümayiş, milli bir ideolojinin milli olmayan bir ideolojiye 
karşı ifadesinden ibarettir" deniliyordu. Ancak bu kararı veren Ali Fuat Erden, 
Tümgeneral Kemal Alkan ve Tümgeneral İsmail Berkok hemen tayin edilmişlerdir.
1944 yılı olayları ile ilgili olarak neticede şunlar söylenebilir; Türkiye'de, 
Kemalist milliyetçilik anlayışından farklı bir milliyetçilik anlayışının yeniden 
baş göstermeye başlaması 30'lu yıllara tesadüf eder. Bu yeni milliyetçilik 
anlayışı Türk ırkının tarihi sembollerine ve kan birliğine önem vermektedir. Bu 
tarz bir anlayış, faaliyetlerinin ve yayınlarının kısıtlı olmasına karşın daha 
açık ve şiddetli olarak 1939'da gündeme getirilmiştir. Atatürk'ün vefatından 
sonra kuvvetlenen ve yön değiştiren "tek parti", "tek şef", "tek millet" gibi 
kavramlar yeni bir anlayışa izin verecek türde değildi. 
Dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu'nun konuşmasıyla başlayan olaylar zinciri, 
Nihal Atsız'ın mektuplarıyla devam etmiş, 3 Mayıs 1944 tarihli milliyetçilerin 
gösterisi ile sona ermiştir. İsmet İnönü'nün 19 Mayıs Nutku ile yeni çehreye 
bürünen ve çok farklı, maksatlı bir bakış açısıyla "Turancılık Davası"na dönüşen 
hadiseler Cumhuriyet dönemi Türk siyasi tarihinde önemli bir nirengi noktası 
olmuştur. İsmet İnönü için olayların ilk ve önemli ismi durumunda olan Atsız, 
davanın Türkçülüğü yıkmayıp güçlendirdiğini, ancak İsmet İnönü'nün yıkıldığını 
söylemektedir . 3 Mayıs N. Atsız'a göre "Türkçülüğün gafletten ayrılışı can 
düşmanlarını tanıdığı dost sandığı hainleri ayırdığı" gündür. 
Nejdet Sarcar'a göre "en hain düşman komünizme dikilme" günüdür.Bütün bu 
tepkiler ve yorumlar içinde ele aldığımız 1944 Türkçülük Davası aslında devlet 
politikası içinde incelenmelidir. Devletler, politikaları gereği zaman zaman 
milliyetçi akımları el altında tutmuş, desteklemiş ve hatta kullanmıştır. 1944 
yılında bu tür bir davanın başlaması Rusya'nın baskıları ile yakından 
alakalıdır. Rusya karşısında tutunabilmek için aradığı desteği bulamayan Türk 
hükümeti, Alman karşıtı olduğunu göstermek için fırsat kollamıştır. Aranan bu 
fırsat Nihal Atsız'ın mektupları ile yakalanmıştır. 
19 Mayıs Nutku ile olayların büyümesine sebep olan İsmet İnönü'nün asıl amacı 
bütün dünyanın dikkatini Türkçülerin ve Turancıların nasıl ezildiklerine çekmek 
ve dış politikadaki çelişkili uygulamalarından dolayı ortaya çıkan hatalarını 
örtbas etme gayretinden ibarettir. İnönü'nün 1944 olayı karşısındaki tavrı ve 
sertliği ile Rusya'ya şirin görünebilme çabası içerisindeyken Rus yetkililerinin 
Türkçülerin ve Turancıların yargılanmalarını maskaraca bir oyun olarak görmeleri 
dönemin siyasi iktidarı adına büyük bir gaftır. 
Bu olay milliyetçilerin mağdur olmasıyla sonuçlanmış ancak bu mağduriyet 
milliyetçilere darbe olmamış, bilakis güçlendirmiş ve Türk milliyetçilerine 
"Kurtuluş Günü" adıyla bilinen, manası, prensipleri ve amacı belirli bir ülkü 
haline gelen kutlu bir gün kazandırmıştır. 
3 Mayıs'ın ilk yıl dönümü 1945 senesinde o sıralarda Tophane'deki Askeri 
Cezaevinde tutuklu bulunan bir avuç Türkçü tarafından örtüsüz bir masa etrafında 
yapılan bir toplantı ile anılmış, daha sonraki yıllarda ise çeşitli törenlerle 
kutlanmıştır. 3 Mayıs'ın mağdurlarından Alparslan Türkeş'te bu tarihin 
"Türkçüler Günü" adıyla kutlanmasını bizzat sağlamış ve bu geleneği hayatı 
boyunca devam ettirmiştir. 


Bugün 1 ziyaretçi (10 klik) kişi burdaydı!
Site İçi Arama Butonu


=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=